Öncelikle D vitamini neden bizim için önemli ondan bahsedeyim:
Romatizmal hastalıklardan korunmada ve bu hastalıkların tedavi edilmesinde D vitamininin çok önemli bir yeri vardır. D vitamininin diyabet, kanser ve romatizmadan koruduğu bilimsel yayınlarla ispatlandı. Özellikle kanserden korunmak için vücudunuzda yüksek miktarda D vitamini bulunması gerektiğini unutmayın. Hatta D vitamini değeri 80'in üzerine çıkarılmalı, 80-150ng/ml arasında tutulmalıdır.

D vitamini eksikliğiyle ilişkili hastalıklar
-Osteoporoz (kemik erimesi)
-Romatizmal hastalıklar
-Astım
-Yüksek tansiyon
-Diyabet
-Alerjiler
-Grip
-Kanser
-Depresyon

Toplumumuzda çok ciddi oranda D vitamini eksikliği vardır. Kliniğimize başvuran hasta profiline baktığımızda % 95'inde D vitamini eksikliği olduğunu görüyoruz. Hastaların sadece % 5'inde D vitamini normal seviyede. D vitamini eksikliği maalesef bu kadar yaygın. Dolayısıyla, hayati fonksiyonları olan bu vitaminin takviye edilmesi son derece önemlidir.

Peki, D vitamini değerlerimiz niye düşük? Hem de bu kadar güneşli bir coğrafyada yaşamamıza rağmen. Üstelik öyle uzun uzadıya güneşlenmeye, güneş yağları sürüp saatlerce kızgın güneş altında marsık gibi kızarana kadar yatmaya da gerek yok. D vitamini değerinizin yükselmesi için dirseğinize kadar kollarınız açık, yüzünüz açık, günde 10-15 dakika güneşin altında kalmanız yeterli. Hepimiz o kadar güneş görüyoruz. Peki, neden D vitamini değerlerimiz bu kadar düşük?

Bunun çok basit bir açıklaması var. D vitamini sentezi için sadece güneş yeterli değildir. D vitamini aslında gıdalarla alınır. Ancak beslenme yoluyla aldığınız D vitamini aktif değildir. Güneş ışığı, gıdayla alınan D vitaminini aktifler. Güneşin marifeti işte budur, D vitaminini aktif hale getirmek. .


Yumurtanda D Vitamini Eksikse Vücudunda da Eksiktir
Artık gıdalarla yeteri kadar D vitamini alamıyoruz. Çünkü D vitaminini aldığımız gıdalar bozuldu. Niye bozuldu? Eskiden koyun, inek merada yayılıyordu. Tavuk dışarıda geziyor, ot, böcek, solucan yiyordu. Tüm bunlar sayesinde vücudunda bol miktarda D vitamini oluşuyordu. Tabii doğal ortamında büyüyen bu tavuk, normal döngüsünde yumurtluyor, yani haftada 3, en fazla 4 yumurta veriyordu. Bu ne demek? Yani, tavuğun vücudunda oluşan bol miktardaki D vitaminini 3-4 yumurtaya bölünüyordu. Şimdi, tavuk dışarıya çıkamıyor, solucan yiyemiyor, güneş göremiyor. Dolayısıyla, o verilen besi yemleriyle vücudunda D vitamini de oluşmuyor. Tavuk çiftliği yumurtasıyla beslenen insan D vitamini alamaz. İşte denklem bu kadar basit.

Yumurtadan başka, D vitamini açısından en zengin kaynaklar arasında ciğer, süt, süt ürünleri ve tereyağını sayabiliriz. Bitkisel gıdalarda da D vitamini var ama en zengin olanlar hayvansal kaynaklı olanlar.

Üstelik bu saydıklarımız hayvansal yağ açısından da son derece zengin. D vitamini yağda çözünen bir vitamin. Emilebilmesi için yağlı gıda yenilmesi gerekli. Oysa yıllar boyunca, bize bunun tam tersini tavsiye ettiler. Kolesterol yüksekliğini bahane edip bize bu en hayati gıdaları yasakladılar. Yumurta yedirmediler, tereyağı yedirmediler, ciğer yedirmediler. Bütün bir toplumda D vitamini eksikliği oluştu ve görüldü ki, kolesterolün kalp kriziyle alakası yokmuş. Gördüler ki kolesterol yapı taşıymış, vücut için gerekliymiş. Yıllardır söylediğimiz şeyler. Bu korkutma kampanyasının sonucu ne oldu? Kolesterol korkusundan yağ, tereyağı, ciğer yemeyi bıraktık. Bütün bir toplumda D vitamini eksikliği baş gösterdi.

Gördüğünüz üzere yumurtadan ciğere hayatımızdan çıkardığımız ya da yesek bile eskisi kadar D vitamini içermeyen besinler yüzünden D vitamini eksikliği çekiyoruz. Öyle olunca da romatizmal hastalıklara yakalanıyoruz, şeker hastalığına yakalanıyoruz, kansere yakalanıyoruz. D vitamini bizi koruyamıyor.