1. #1
    ULEMAA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum 
    ULEMAA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi 
    09 Ekim 2014
    Favori Oyun  
    aSro-bSro-cSro
    Konular 
    1099
    Mesajlar 
    7,886
    Beğenme 
    973
    Beğenilme 
    1963
    Konum
    TÜRKİYE İstanbul Sarıyer  

    Standart İntihar mı, cinayet mi? ASELSAN mühendisleri neden öldü?

    ASELSAN'da üç mühendis peş peşe intihar etti. Jandarma raporu, ‘her birinin farklı yöntemlerle intihar ettiği'ni yazdı. Bunun üzerine savcılık dosyayı kapattı. Ancak Adli Tıp'ın raporu, gözleri yeniden bu üç mühendise çevirdi. Çünkü bu rapora göre, ölümlerden biri şüpheliydi. ASELSAN mühendisleri planlı bir cinayetin kurbanı mı? Daha da önemlisi, mühendisler hangi projelerde çalışıyordu?

    Emrullah Erdinç / TEMPO


    Tarih 7 Ağustos 2006. Üç gündür kendisinden haber alınamayan, ASELSAN'da çalışan makine mühendisi Hüseyin Başbilen'in otomobili, Ankara Pursaklar Ayancık yolu üzerinde bulundu. Başbilen, şoför koltuğunda kanlar içinde yatıyordu. 30 yaşındaki elektrik mühendisi Hüseyin Başbilen çoktan ölmüştü. Arabanın ön sağ koltuğunda, genç mühendisin yazdığı intihar mektubu ve alyansı bulundu. Otomobilin içinde, yerde, ucu kanlı ve üç santimetre açık olan falçata vardı. Jandarmanın tutanağına göre; maktulün sol bileği iki santimetre, boynunun sol tarafında iki santimetre falçatayla kesilmişti. Ölüm sebebi olarak kan kaybı gösteriliyordu. Jandarma, otomobilin içinde yaptığı aramada Başbilen'in çantasını da buldu. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgilere göre çantada, Başbilen'in üzerinde çalıştığı milli tank projesiyle ilgili sunumların olması gerekiyordu. Ama bu dosyalar bulunamadı.

    Çantadaki kayıp belgeler

    Başbilen, ölümünden üç gün önce, 4 Ağustos 2006'ta, ASELSAN'da, Türkiye'nin savaş teknolojisinde dış bağımlılığını ortadan kaldıracak çalışmalarına ilişkin bir sunum yapacaktı. ODTÜ mezunu makine mühendisi Başbilen, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki üst rütbeli subaylarla uzun süredir ‘milli tank' projesi üzerinde çalışıyordu. Sunumun ardından proje onaya gönderilecekti.
    Başbilen, o gün cep telefonunu evde bırakmıştı. Akşam eve dönmeyince, eşi, ASELSAN'ı aradı. Gülsen Başbilen, eşinin işe gelmediği yanıtını alınca, polise Hüseyin Başbilen'in kayıp olduğunu bildirdi. İntihar haberi üç gün sonra geldi. Başbilen, “Elveda'' diye başladığı son mektubunda karısından hakkını helal etmesini istemişti. Açılan soruşturma, ‘normal intihar vakası' ibaresiyle savcılık tarafından kapatıldı. Ama Başbilen ailesi, onun intihar ettiğine inanmadı ve dosyanın kapatılmasına itiraz etti.
    Başbilen, 10 yıldır ASELSAN'da çalışıyordu. Birçok projenin içinde yer almıştı. Özellikle suikast silahı ‘kanas' üzerinde uzmanlaşmış bir isimdi. İmza attığı projeler arasında F-16 savaş uçaklarında sinyal kırıcı sistemi de bulunuyordu. Başbilen, tank projeleri üzerinde de çalışmaya başladı. Bu arada Milli Savunma Bakanlığı, Şubat 2006'da, yurtdışından 1000 adet tank alımını kapsayan ‘Yeni Nesil Tank Alımı Projesi'nden vazgeçti. Yerine, ASELSAN ile ‘milli tank' projesi çalışması başlatıldı. Başbilen bu çalışmalarda gönüllü yer aldı; sinyalizasyon ve sofistike elektrik aksam konusunda projeler geliştirdi.

    Evlenmek üzereydi

    ASELSAN'ı sarsan ikinci haber, 17 Ocak 2007'de geldi. Bu kez intihar eden Halim Ünsem Ünal'dı. ASELSAN'da bir süre çalıştıktan sonra görevinden ayrılan Ünal'ın cesedi, Ankara'da Eymür Gölü kenarında bulundu. Otopsi raporuna göre Ünal, kafasına sıkılan tek kurşunla ölmüştü. Bu vaka da savcılık dosyasına ‘intihar' olarak geçti. Ünal öldüğü gün, savunma sanayi ile ilgili bir seminere katılacaktı.
    Ünal, ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden, 2000 yılında ‘şeref öğrencisi' unvanıyla mezun oldu. Mastırını tamamlayarak aynı bölümde doktorasına devam etti. Genç mühendis, ASELSAN'ın yan kuruluşu Mikes'te elektronik mühendisi olarak çalışmaya başladı. F-16 savaş uçaklarının modernizasyonuyla ilgileniyordu. Yurtdışında savaş teknolojileri alanında çalışan şirketlerden iş teklifleri alıyordu. Ama hepsini geri çevirdi. Mikes, Ünal'ı önemli bir göreve atadı; 2011 yılına kadar Amerika'da kalarak Türk - Amerikan ortak yapımı F-16 savaş uçaklarının modernizasyonunda çalışacaktı. Ünal'ın ölümünde asıl şüphe çeken durum, onun birkaç gün içinde evlenecek olmasıydı. Cesedi 17 Ocak'ta bulunmuştu. Düğünü ise üç gün sonra, 20 Ocak'taydı. Gerçi Ünal, 15 gün kadar psikolojik tedavi görmüştü, ama düğüne üç gün kala intihar etmesine bir anlam verilemedi.

    Atladı mı, itildi mi?

    Ünal'ın ölümünden dokuz gün sonra yeni bir intihar vakası polise bildirildi. İntihar eden yine ASELSAN mühendislerinden biriydi. ODTÜ mezunu Elektrik Mühendisi Evrim Yançeken, 26 Ocak 2007'de, Ankara Batıkent'te oturduğu binanın arkasında ölü bulundu. Olay yeri incelemelerine göre; 26 yaşındaki Yançeken, oturduğu apartmanın yedinci katından atlamıştı. Yançeken'den geriye bir intihar mektubu kaldı. Mektubunda, “Artık dayanamıyorum. Psikolojim çok bozuldu. İntiharımdan kimse sorumlu değil'' yazmıştı. Onun da dosyası ‘normal intihar' ibaresiyle kapatıldı.

    Hepsi şifre çözücüydü

    Hüseyin Başbilen, Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken, özellikle şifre çözme konusunda uzman mühendislerdi. ASELSAN mühendisleri, uçak tanıma sistemlerinin ‘millileştirilmesi' ve ABD güdümlü elektronik sistemlerinin kontrol dışı bırakılması çalışmalarını yürütmüşlerdi. Üç mühendisin üzerinde çalıştığı ikinci proje daha da önemliydi: Amerika, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeye her yıl geliştirdiği yeni silah teknolojilerini satıyor. Sattığı teknolojinin kontrolünü ise bırakmıyor. ABD istediği zaman, uydular aracılığıyla verilebilen talimatla, uçakları savaş dışı bırakabiliyor. İşte, ‘intihar' ettikleri ileri sürülen bu mühendisler, altı ay gibi kısa bir sürede, uçak tanıma sisteminin hâkimiyetini Türkiye lehine çevirmeyi başardı. Aynı zamanda ABD'nin uydular aracılığıyla gönderdiği sinyallerle savaş araçlarını saf dışı bırakma sistemini de çökertti.

    Adli Tıp ‘cinayet' dedi

    Mühendislerden Hüseyin Başbilen'in ailesi, oğullarının ölümünün cinayet olduğu iddiasıyla savcılığa başvurarak, Adli Tıp uzmanlarından yeniden rapor alınmasını talep etti. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu'nda intihar vakalarını inceleyen 1. İhtisas Kurulu'na, Başbilen'in ölümünden sonra tutulan tüm raporları, olay yeri inceleme tutanaklarını ve otopsi raporunu gönderdi. Ama 10 uzmanın hazırladığı rapor kafaları iyice karıştırdı. Kuruldaki uzmanlardan üçü intihar kararına itiraz ederek, rapora şerh koydu. Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu'nun raporuna göre Başbilen, boynunda ve sol el bileğindeki kesikler sonucu damar açılmasına bağlı dış kanamayla ölmüştü. Üç uzman, Başbilen'in boynu ve bileğindeki kesiklerin ‘maktul tarafından yapılamayacağını ve yapılsaydı Başbilen'in ellerine mutlaka kan sıçramış olması gerektiğini' savundu. Çünkü Başbilen'in elinde kan izi yoktu. Onlara göre, cinayete kurban gitmişti. Savcılık her üç intihar vakasını yeniden incelemeye aldı; cinayet şüphesiyle dosyayı inceliyor. Şüpheli intihar konusu TBMM'ye de taşındı. MHP, ‘ASELSAN'da meydana gelen ölümlerle ilgili' komisyon kurulmasını istedi.
    Bu arada ASELSAN da konuya ilişkin, internet sitesinden bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Olaylar hakkında adli makamlarca tüm soruşturmalar gerçekleştirilmiştir. Araştırmalarda ölüm nedenlerinin intihar olduğu belirlenmiş ve olaylar arasında ilişki tespit edilmemiştir. Anılan personelin (Halim Ünsem Ünal) psikolojik tedavi gördüğü ailesince açıklanmış olup raporları ilgili hastanelerde bulunmaktadır. Olaylarla ASELSAN'ın ilgisi yoktur'' denildi.

    Yanıt arayan sorular

    Başbilen'in ailesinin avukatı Birgül Güven ile konuştuk. Güven, ölümlerin ardında soru işareti kalmaması için, savcılığın özel bir soruşturma yürütmesi gerektiğini belirterek, “Hüseyin Başbilen'in ölümünün üzerindeki soru işaretlerin kalkması için başta öldüğü günden itibaren altı aylık telefon kayıtlarıyla, bilgisayarındaki belgelerin incelenmesi gerekir. Ailesinin avukatı olarak bu davayı sonuna kadar götüreceğiz'' dedi.
    Başbilen ailesi şu üç sorunun yanıtını arıyor.

    1- Hüseyin Başbilen'in intihar ettiği otomobilden iki paket sigara çıktı. Yapılan parmak izi araştırmasında, paketlerin üzerinden Başbilen'in dışında birisinin daha parmak izi bulundu. Bu kişi hiç tespit edilemedi.

    2- Brifing vermeye giden Hüseyin Başbilen'in çantasında, üzerinde çalıştığı projeyle ilgili sunum bulunamadı.

    3- Başbilen'in vücudunda onca bıçak izi olmasına karşın, neden ellerinde hiç kan izi yok?

    Hüseyin Başbilen'in babası Vehbi Başbilen: “Bu, kesinlikle bir cinayettir''
    ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen, 7 Ağustos 2006 tarihinde Ankara Pursaklar-Ayancık yolu üzerinde aracının içinde ölü bulunmuştu. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda görevli 10 bilirkişinin üçü olayı intihar olarak nitelendirdi. Oğlunun öldürüldüğünü söyleyen baba Vehbi Başbilen ile hac dönüşünde konuştuk.

    TEMPO: Oğlunuzun intihar etmediğinden nasıl bu kadar eminsiniz?

    Vehbi Başbilen: Çünkü oğlumu tanıyorum. Bu, kesinlikle bir cinayettir. Daha iki ay önce düğününü yaptım. Annesiyle son konuşmasında evine aldığı halıdan söz etmiş. İntihar edecek kişinin eli kolu bir işe varmaz. Yaşama tutkuyla bağlı bir çocuktu.

    T: Sizinle ilişkileri nasıldı?

    V.B.: Evlenene kadar bizimle yaşadı. İlişkilerimiz çok iyiydi. Çok çalışkandı, düzenli bir hayatı vardı. Akşam yemeğinde bile bilgisayarının karşısında olur, çalışmasına devam ederdi. İşinde bazı bilgilerin gizli olduğunu biliyorduk. İşiyle ilgili çok fazla ayrıntı paylaşmazdı, ama odasına rahat girip çıkardık. Eve biraz geç gelecek olsa mutlaka haber verirdi.

    T: Gelininiz, oğlunuzun psikolojisinin bozuk olduğunu ve bu nedenle intihar ettiğini söylemiş.

    V.B.: Eşi, ‘depresyondaydı' diyor. Ama bu depresyonun sebeplerini de açıklayamadı.

    T: Oğlunuzun aracı bulununca sizi olay yerine çağırmışlar. Oradaki gözlemleriniz neydi?

    V.B.: Haber geldiğinde neyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Olay yerine savcı ile gittik. Savcı, çocuğumun aracın içinde olduğunu ama kapılarının kilitli olduğunu, yedek anahtarın olup olmadığını sordu. Yedek anahtar yoktu. Kapıları, camı kırarak açtılar. Bileği ve boynu 2 cm kesilmişti. Fakat hiçbir yere kan sıçramamıştı. Hadi intihar etti diyelim; benim oğlum silah uzmanı. Alnına dayayıp tek seferde kendini öldürebilirdi. Neden hem bileğini hem de boğazını kesip böyle acı veren bir ölümü seçsin ki?

    T: Borcu olduğu için intihar ettiği de ileri sürüldü.

    V.B.: Oğlumun bankada dünya kadar altını, arabası, iyi bir işi ve maaşı var. Bu imkânsız.

    T: İnançlı biri miydi?

    V.B.: Oruç tutardı. Cuma namazlarını kaçırmazdı. Bu nedenden dolayı bile intihar etmez.

    T: Oğlunuzu kim öldürdü sizce?

    V.B.: Bunu bilmiyorum. Ben de devlete soruyorum. Çocuğumu kim, niye öldürdü?

    T: Davaya ilişkin sizin bundan sonraki tutumunuz nasıl olacak?

    V.B.: Eğer soruşturma genişletilmez ve bu noktada sonlanırsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gideceğiz. Bizim talebimiz bunun bir cinayet soruşturması olarak görülmesi. O öldürüldü. Mezarının başına Türk bayrağı koydum. O, bu vatan için şehit düştü. Bana, ‘oğlunuz öldürüldü' desinler yeter. O öldürüldü, hem de öldürülmeden önce başka yerde sorgulandı.

    T: Sorgulandı mı?

    V.B.: Rahmetli, sürekli benim rüyama girip bunu söylüyor. Ben Hac'dan yeni döndüm, orada sürekli bu gerçeklerin açığa çıkması için dua ettim.



  2. #2
    ULEMAA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum 
    ULEMAA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik Tarihi 
    09 Ekim 2014
    Favori Oyun  
    aSro-bSro-cSro
    Konular 
    1099
    Mesajlar 
    7,886
    Beğenme 
    973
    Beğenilme 
    1963
    Konum
    TÜRKİYE İstanbul Sarıyer  

    Standart





    ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen'in 2006'da aracında ölü bulunması ile ilgili yürütülen soruşturmada eski eşinin olay günü söylediği iddia edilen ve soruşturma dosyasına giren bazı sözler dikkat çekici bulundu. Hüseyin Başbilen'in ikizi Hasan Başbilen, resmi ifadelerinde olayın intihar olduğunu söyleyen eski yengesinin ağabeyinin kaybolduğu gün kendilerine "Hüseyin'i öyle bir götürdüler ki" dediğini, üsteleyince de elini ağzına kapatarak söylediğini pişman olduğunu söyledi. Baba Vehbi Başbilen de savcılığa aynı doğrultuda bilgi verdi.









    Hüseyin Başbilen'in ikizi Hasan Başbilen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadede şöyle konuştu: "4 Ağustos 2006 günü kayıp olduğunu öğrenince Hüseyin'in evine gittim. Gitmeden önce annemle babama haber verdim. Önce onlar gittiler. Hüseyin'in evine gittikten sonra eşi Gülen Seda sık sık telefonla görüşmeye başladı. Telefon geldiğinde bizim yanımızda görüşmüyordu. Telefonu alıp boş bir odaya geçiyordu. Yaptığı her görüşmeden sonra da farklı farklı şeyler söylüyordu. Gelen aramalar Hüseyin'in telefonundandı. İçeri girip bir görüşme yaptıktan sonra yanıma geldi. "Hüseyin'i öyle bir götürdüler ki" dedi. Cümlesini tamamlamadan kendi eliyle ağzını kapattı. Ne demek istediğini sordum. Ancak "İşte saçmalıyorum" dedi. Hüseyin'i kimin ne maksatla, nereye götürdüğü hususunda bir açıklama yapmadı. Cümlesi de yarım kaldı."
    Hürriyet gazetesinde yeralan habere göre, Hasan Başbilen, "Hüseyin ölmeden iki ay kadar önce evlendiler. Düğünlerinde bulundum. Ancak düğünden sonra Gülen Seda, kendi adetlerine göre yeni evli çiftlerin evine en az iki ay gidilmeyeceğini söyledi. Biz evine gitmemizi istemediğini anladık ve ne annem babam ne de ben Seda'nın bu talebi uyarınca evine gitmedik. Gülen Seda bize eve iki ay gelmememiz gerektiğini söyledi. İki ay dolunca da Hüseyin öldü. Bunun da planlı olduğunu düşünüyorum" dedi.

    "EŞİMİ KAÇIRDILAR"

    Baba Hüseyin Başbilen de ifadesinde oğlu Hasan Başbilen'in şahit olduğu olayı doğrulayarak şunları söyledi: "Oğlum kız kardeşinin İstanbul'daki komşusunun arkadaşı ile tanıştı ve bir süre konuştuktan sonra olaydan iki ay önce evlendiler. Eşi Gülen Seda bizi evine 2 ay kabul etmedi. 2 ay içinde oğlumla yüz yüze 3 sefer görüştük.Telefon görüşmesi yapıyorduk. Oğlumun kayıp olduğunu öğrendikten sonra Yenimahalle'deki evlerine gittim. Gülen Seda'ya sordum, "Hüseyin nerede Hüseyin'e ne oldu?" dedim. Gülen Seda, "Hüseyin intihar etti" dedi, ben de "Sen ne söylüyorsun" dedim. Gülen Seda "Hastaydı" dedi. Ben de "Ne hastası" dedim. Bana "Psikolojik tedavi görüyordu" dedi. Ve oğlum 2 gün sonra bulunuyor. Bir insanın eşi kaybolduğunda 'Kocam öldü' diyebilir mi, 'Ona dua edin' deyip ümidi kesebilir mi? Bu bizim akıllarımızda çok soru işareti bıraktı. İnsan kocasının ölüm haberini alır da gözünden bir damla yaş akmaz mı? Gülen Seda olayın olduğu gün salonda dolaşırken "Eşimi kaçırdılar" dedi. Ben de 'Sen ne diyorsun kim kaçırdı?' dedim. 'Ay ben ne diyorum' dedi, ağzını kapattı. Eşi Gülen Seda oğlumun cenazesi bulunup defnedildikten sonra yani yas döneminde bizim ısrarımız doğrultusunda 2-3 kez evimize geldi. Ve her geldiğinde bir saatten fazla durmayıp gitti ve 3 gün sonra veraset ilamı çıkartmış. Bundan sonra avukatı ile görüşeceğimizi söyledi."

    FETÖ’nün, ASELSAN’da milli tank projesinde görevliyken 2006 yılında aracında ölü bulunan mühendis Hüseyin Başbilen’in etrafındaki herkesi dinlediği ortaya çıktı. Başbilen’in eşi Gülen Seda Erman, ölüm olayında adli tıp uzmanı olarak görev yapan Habib Ümit Sayın, 2002 yılında muayene olduğu GATA’da psikolog olarak görev yapan Hamdullah Aydın’ın 2011 yılında dinlendiği belirlendi.




    FETÖ’nün, ASELSAN’da kritik projelerde görevliyken şüpheli şekilde ölen mühendislerin yakınları ile mühendislerle bağlantılı kişileri takibe aldığı ortaya çıktı. ASELSAN’daki sıralı ve şüpheli ölümler, Türkiye’nin kendi savunma sistemlerini üretmeye başladığı aşamada ortaya çıktı.
    İlk olarak, milli tank projesinde görev alan mühendis Hüseyin Başbilen, esrarengiz bir şekilde 7 Ağustos 2006’da aracında ölü bulundu. Diğer bir ASELSAN mühendisi Halim Ünsem Ünal, 17 Ocak 2007 tarihinde başından tek kurşunla vurulmuş halde bulundu. Yine Evrim Yançeken de 26 Ocak 2007’de evinin 7. katından düşerek yaşamını yitirdi.
    FETÖ SORUŞTURMAYI PERDELEDİ

    O dönem şüpheli ölümlerle ilgili başlatılan soruşturmalarda ise hiçbir sonuca varılamadı ve dosyalar kapatıldı. Ancak birçok şüpheli olayda FETÖ izinin çıkmasının ardından ASELSAN dosyaları da tekrar açıldı ve soruşturmada görev alan savcı, polis, adli tıp ile diğer kurumlarda yetkili kişiler mercek altına alındı. Soruşturmada görev alan savcılardan Murat Demir, ByLock kullanıcısı olduğunun belirlenmesinin ardından tutuklandı. Yine Hüseyin Başbilen’in intihar mektubunu kendi el yazısıyla yazıp yazmadığını inceleyen kriminal polis de 15 Temmuz sonrası FETÖ’den ihraç edildi.
    YAKINLARINI TAKİBE ALMIŞLAR

    Darbe girişiminin ardından FETÖ üyesi olduğu tespit edilen birçok ASELSAN çalışanı ihraç edildi. Devam eden soruşturmalarla hala milli projelerde görev alan örgüt üyesi mühendislerin olduğu ortaya çıkarılıyor. Tüm bunlar, ASELSAN’a yerleştirdiği onlarca mensubunu milli projelerde görev almasını sağlayan FETÖ’nün, milli projeleri hedef aldığını gözler önüne seriyor. Bu kapsamda da ASELSAN’daki şüpheli ölümleri perdeleyen örgütün, mühendislerin yakınlarını bile takibe aldığı belirlendi.
    EŞİNİ 5 YIL SONRA DİNLEMİŞLER

    Yargıda ve emniyette etkin olduğu dönemde siyasetçi, bürokrat, iş adamı, gazeteci ve sanatçının aralarına bulunduğu binlerce kişiyi usulsüz bir şekilde kayda alan FETÖ’nün, dinlediği isimlerden birisinin de ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen’in eşi Gülen Seda Erman olduğu anlaşıldı. Yapılan incelemede, iki farklı numara üzerinden dinlenen Erman’ın, eşi Hüseyin Başbilen’in ölümünden yaklaşık 5 yıl sonra, 13 Ocak 2011 ile 14 Kasım 2011 tarihleri arasında kayda alınması ise dikkat çekti.
    ADLİ TIP UZMANINI KAYDA ALDILAR

    FETÖ’nün dinlediği kritik isimlerden birisinin de Habib Ümit Sayın olduğu tespit edildi. Başbilen’in ölüm olayında adli tıp uzmanı olarak görev yapan Sayın’ın, ilk olarak 5 Nisan 2006 ile 3 Kasım 2006 arasında kayda alındığı belirlendi. 2008’de Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Sayın’ın daha sonra 13 Ocak 2011 ile 14 Kasım 2011 arasında usulsüz bir şekilde dinlendiği ortaya çıkarıldı.
    PSİKOLOĞA DA YAKIN TAKİP

    Ayrıca Başbilen ile 2007 yılında yaşamını yitiren ASELSAN mühendisi Evrim Yançeken’in, 2002 yılında muayene olduğu GATA’da psikolog olarak görev yapan Hamdullah Aydın’ın kullandığı iki farklı numarasının da dinlendiği belirlendi. Aydın’ın kullandığı “0533345.” numaralı telefonunun 13 Ocak 2011 ve 27 Ocak 2011 arasında, “0530324.” numaralı telefonun ise 21 Ocak 2011 ve 14 Nisan 2011 arasında kayda alındığı tespit edildi. Söz konusu hukuka aykırı dinlemelerin yapıldığı dönemlerde şüpheli ölümlerle ilgili sık sık “intihar mı cinayet mi?” tartışmaları gündeme gelirken, FETÖ’nün yargı ve emniyetteki mensupları aracılığıyla, şüpheli ölümlerin arkasındaki gerçeklerin ortaya çıkmasının önüne geçmek için bu kişileri kayda aldığı ihtimali üzerinde duruluyor.

    Konu Asgard tarafından (16.Mayıs.2020 Saat 11:10 ) değiştirilmiştir.


Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Giriş